İdil Mirata Tokdemir

'Ten/Tin: Acının Halleri' I  "Body / Soul: Forms of Pain"

16 Aralık December 2016 – 16 Ocak January  2017

Hub Sanat Mekan 16 Aralık 2016 - 16 Ocak 2017 tarihleri arasında İdil Mirata Tokdemir'in ''Ten/Tin: Acının Halleri'' adlı sergisine ev sahipliği yapıyor.

 

Küratörlüğünü İbrahim Karaoğlu'nun yaptığı sergi 'acı' kavramını fiziksel boyuttan dışarı çıkararak, dişil ve eril unsurların denge çatışmasına ve doğada bulunan tüm karşıtlıkların ölüm karşısındaki dönüşümüne ve çaresizliğine odaklanıyor.

 

 

‘‘Kozmosu oluşturan dişil ve eril unsurlar birbirlerini tamamlayan, karşıt ve diyalektik yapılar içermekte ve bu özelliklerini var olan tüm yapılara dengeli olarak aktarmaktadırlar. Bir başka ifade şekliyle, evrende var olan tüm ilke ve kavramlar, dişil ve eril tözlerle şekillenmekte ve birlikte hareket etmektedirler. Ruh ve beden, doğa ve insan, doğum ve ölüm, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık, dişi ve erkek ve buna benzer daha nice birlikte var olan ve bir bütünü oluşturan kavramların birini diğerinden ayrıştırmaya çalışmak, diğerinin de dışlanması ve daha sonra düşselleştirilmesi anlamına gelecektir. Örneğin, “Cinsel gerçeklik ilkesini oluşturan kadının, yapısal ve nedensiz ayrımında, ‘kadın’ her zaman için erkeğin düş gücüne ait bir varlık olmuştur.” (Baudrillard, 2011, s.234)


Bu görüş, yaşam ve ölüm bağlamında ele alındığı ve tarihten günümüze ölüm olgusuna nasıl yaklaşıldığı araştırıldığı zaman şöyle bir gerçeklik ortaya çıkmaktadır: Paganist geleneklerin uygulandığı Orta Çağ öncesi, sanatın ritüel ve tapınma eylemleri olarak gerçekleştirildiği veya tapınma ritüellerinin sanatı çağrıştırdığı dönemlerde, toplumlar ölülerini yaşadıkları alanlara gömerler ve onları yaşamlarının bir parçası olarak görürlerdi. Aynı şekilde, ölüm kavramı ve ölü varlıkların henüz Hristiyan toplumları tarafından dışlanmadığı, sanatın tamamen tanrı ve din merkezli ideolojilerle, teolojik ve felsefik olarak okunduğu Orta Çağ Avrupa’sında da insanlar ölülerini köy, şehir veya kasabanın ortasına gömerek, onlarla haşır neşir bir şekilde yaşarlardı. Modern toplumlarda ise ölü ve ölüm kavramları tamamen dışlanmakta, ölüler şehir dışına, gündelik yaşam ve gözden uzak yerlere taşınırken, ölüm de gerçek ve güncel yaşamdan silinmeye çalışılmaktadır. Baudrillard, bunu sistemin kendi ölümünü uzaklaştırmak için yaptığını, ancak ulaştığı noktada bir simülasyon evrenine yol açarak yaşama da son verdiğinin farkında olmadığını söylemektedir. İlkel toplumların bir simgesel değiş tokuş düzeninde, yaşamla ölüm arasında bağ oluşturarak yaşadıklarını; modern toplumlarda ise, kapitalist düzenin bunu ortadan kaldırarak ölüler ve yaşam arasındaki birliği parçaladığını ve tüm yaşamı sınırları içine alabilmesi için, önce ölümü göz altına almaya çalıştığını vurgulamaktadır. Simgesel, Baudrillard’ın ifadesiyle bir kategori, süreç, kavram veya yapı değildir. Simgesel gerçek ve düşsel olanın arasındaki karşıtlığa son veren bir değiş tokuş eylemidir, bir ütopyadır. Simgesel işlem sırasında her iki kavram da kendi gerçeklik ilkelerini yitirmekte, birbirleri içinde yok olmaktadırlar. Fransız düşünürün söylediği gibi, “Hayatın içindeyken, ölümün de içindesiniz.” (Montaigne, 1984, s. 146) Baudrillard, yaşamlarını böyle bir düzen içinde sürdüren ilkel toplumların batılı toplumlardan çok daha dengeli, huzurlu, mutlu ve doğayla uyum içinde, dünyayı kurutup yok etmekten uzak bir kültüre sahip olduklarını, batılı toplumların ise mutsuz ve çıkmazda olup tıkandıklarını savunmaktadır.


Yaşam ve ölüm kavramlarının birlikte vurgulandığı bu sergide acı, endişe ve korku gibi duygulardan uzak durmak ve bir ütopya yaratmak amaçlanmış ancak, bu sefer de biçimsel bir deformasyon ile karşı karşıya kalınmıştır. “Acının ve korkunun her biçimi, yakaladığı bedenin şeklini bozar, insanlıktan çıkarır, budar...” (Garaudy, 1991, s.65)''

 

 

HubArt Space is hosting the exhibition titled "Body / Soul: Forms of Pain" of Idıl Mirata Tokdemir between 16 December 2016 - 16 January 2017.

Curated by Ibrahim Karaoglu, the exhibition focuses on the balance conflict between feminine and masculine elements and the transformation and helplessness of all opposites in the face of death by bringing out the concept of 'pain' from the physical dimension.

 

''Feminine and masculine elements forming the cosmos include complementary, opposite and dialectic structures and they transmit these features to all existing entities in a balanced way. In other words all principles and concepts existing in the universe are formed by feminine and masculine essences which act together. Trying to separate one concept from the other, such as soul and body, nature and man, birth and death, life and death, darkness and light, female and male and many other coexisting and integral concepts, will also mean exclusion of the other, therea er making it imaginary. For example, “In the sexual bipartition masculine/feminine, an arbitrary and structural distinction on which the sexual reality (and repression) principle is based, ‘woman’ thus defined is only ever man’s imaginary” (Baudrillard, 2011, p. 234)

is point of view, when taken into consideration in the context of life and death and the approach to the phenomena of death is examined from history until today, such a reality comes to the fore: Before the Middle Ages when Pagan traditions were being practiced, the periods when art was created either as rituals and worshipping acts, or worshipping acts and rituals recalled art, people were burying their dead to the areas where they lived and perceived them as part of their lives. Similarly, in Europe in the Middle Ages, when the concept of death and dead entities were not excluded by Christian societies, when art was read only theologically and philosophically with complete god and religion based ideologies, people were burying their dead in the middle of the villages, cities and towns and living side by side with them. However in modern societies, the concept of death and the dead are being excluded completely, the dead are carried away out of sight from the cities and the thought of death is trying to be erased from reality and daily life. Baudrillard argues that the system does this in order to draw away its own death, however at this point, a simulation universe is created without an awareness causing an end to life as well. He emphasizes that in the primitive societies people live in a symbolic exchange order, by forming a connection between life and death; however in modern societies capitalist order destroys this and disintegrates the unity between the dead and life, trying to take death into custody in order to include life all to its borders. Symbolic, according to Baudrillard is not a category, process, concept or a structure. Symbolic is an act of exchange, a utopia that ends the opposition between real and imaginary. During symbolic transaction both concepts lose their own reality principles and dissapear within each other. As French philosopher says, “When you are in life, you are also in death.” (Montaigne, 1984, p. 146) Baudrillard argues that, primitive societies living their lives in such an order are much more balanced, peaceful, happy and in harmony with the nature, having a culture away from drying and destroying the world whereas, Western societies are unhappy in a loose end and a deadlock.

 

In this exhibition where concepts of life and death are emphasized together, it has been aimed to avoid feelings such as pain, anxiety, fear and create a utopia, yet this time a figural deformation has been encountered. “Every form of pain and fear, disfigures, dehumanize, amputates the body it captures...” (Garaudy, 1991, p. 65)''

Ziyaret

İletişim

Yönetim

DAHA FAZLASI